28 Aralık 2014 Pazar

Unut nerede olduğunu..

Şimdi size çiçekli bir tabakta bir sürü kurabiye uzatsam. Birini alıp minicik ısırsanız. Sonra puf!!

Uzaklara, odundan, delme çatma, eski kokan bir evde bulsak kendimizi. Tam gün doğarken soba yanmaya başlasa. Örgüden şallarımız sırtımızda hemen bir çay koysak sobaya. Yüzümüz kızarır, ellerimiz ısınırken, çay kokusu yayılsa etrafa?

Bazen diyorum ki kendi kendime, ne pahalı evler, ne de kocaman arabalar lazım bize. Örgü bir şal, sıcacık bir soba, mis kokulu bir de çay. 

Kahve belki içilir de, çay yalnız içilmez. O soğukta ne güzeldir şimdi bir çaydanlığı iki kişilik hazırlamak. 

Diyorum ya.. 
Çok şey lazım değil bize.
Bir çaydanlık, örgü bir şal, sıcak bir soba..

Aaa bir de güzel bir müzik.. Hatırlamak değil, sadece hayal kurmak için.. 


1 Kasım 2014 Cumartesi

"Buradan.."

Rüzgar esmeliydi arada,
Üşütürcesine değil,
Hadi durma dercesine,
Hafif hafif esmeliydi.

En güzel yapaklar birikmeliydi o yönde,
Sen kararsız adımlarla ilerlerken,
Biri gülümsemeliydi huzurla,
Belki de bir kelebek uçmalıydı yanından,
Hadi gel der gibi.

Taa derinlerinde bir ses "doğru" diyorsa,
Ayak seslerin büyümemeliydi kulağında,
Korkutmamalıydı,
Ritim tutmalıydı hatta.

Tamam!
Rüzgara, yapraklara,
Gülümsemeyen yüzlere,
Yanımdan geçmeyen kelebeklere lafım yok da,
Bari bir ses "buradan" diye fısıldasaydı arada..

24 Ekim 2014 Cuma

...

Ellerin dolu dolu, kapıyı zorlanarak açacaksın. Her zamanki gibi ondan bir saat önce gelmişsindir eve. Sesinden gününün kötü geçtiğini anlamış, eve adım atar atmaz yüzünü güldürmeyi kafana koymuşsundur. Poşetlerden sebzeleri, meyveleri bir de en sevdiğiniz restoranın artık amcanız saydığınız aşçısının ünlü mezelerini çıkarırsın. Ilımasın diye rakıyı hemen dolaptaki yerine alırsın. Buzluğu kontrol eder, hayvan şekilli buzluğun dolu olduğunu görüp rahatlarsın.

Ankara'da yaz akşamları keyiflidir, ferahtır bir kere. Hiç düşünmeden balkona geçer, ellerinizle yaptığınız sedir köşesini hazırlarsın. Kenardaki minik katlanan masayı açarsın. Büyük değildir masa, lüks de değil. Ama zaten ikisi de önemli değildir sizin için. 

18 Ekim 2014 Cumartesi

Dökülmüş yapraklar, unutulmuş plaklar.. Hepsi duvarlara! ;) - DIY

DIY dediğime bakmayın, amacım nasıl yapıldığını anlatmak değil de etrafınızdakilerle neler neler yapabileceğinize dair fikir vermek. Eğer benim gibi kopyala yapıştır evlerden pek haz etmiyor ve evinizi daha çok size özel bir hale getirmek istiyorsanız, hele ki bunu ellerinizle yapmayı tercih ediyorsanız duvarlarınız için hoşunuza gideceğini düşündüğüm bazı fikirlerim var! ;)


4 Ekim 2014 Cumartesi

Yerden manzaralar, düştüğün yerden.

Bugün düştüm. Evimin tam çıkışında. Onca insanın da tam gözünün önünde. Önce ellerim, sonra dizlerim yere sertçe çarparak düştüm hem de.

28 Eylül 2014 Pazar

Elmalı Turta tarifi - Mis mis ;)

Havalar soğudu diye somurtuyor musunuz yoksa? Yapmayın ;) Düşünsenize yağmurlu havalarda sıcacık bir evde oturup film izlemek, kitap okumaktan daha huzurlu ne olabilir ki? Korkmayın korkmayın daha yaşlanmadım, sadece iklim koşullarının hepsinin keyfini çıkarıyorum ;) İşte tam da bu soğuk havaların keyfini sürerken, Amerikan filmlerinin vazgeçilmez tatlısı elmalı turta yapmayı denemeye karar verdik. Evin mis gibi kokmasından mı bahsetsem, lezzetinden mi bilmiyorum. Ben en iyisi tariften bahsedeyim, gerisine siz kendiniz karar verin. Bu arada "amaan kim uğraşacak" diye düşünmeyin, en fazla 1 saatte evde yapılmış elmalı turta ve çayınızla filminizin karşınızda olacağınızdan eminim. Haydi huzurunuza huzur katın ey mutfağın kraliçeleri (kralları var mı ki ;))) 

Dış hamur malzemeleri;
125 gram margarin 
2 su bardağı un
2 çorba kaşığı yoğurt
1 adet yumurta 
1 çay bardağı toz şeker 
1 paket kabartma tozu 
İç malzemeler; 
5-6 adet elma (kırmızı ve yumuşak elma olursa daha lezzetli olacaktır)
4 çorba kaşığı şeker 
1 çorba kaşığı tereyağı 
1 su bardağı ceviz 
1 tatlı kaşığı tarçın 


22 Eylül 2014 Pazartesi

#HayatEnÇokGezinceGüzel - Fethiye, Yamaç Paraşütü

Sizin listeniz var mı? Hani şu ölmeden önce kesinlikle yapmanız gerekenler listesi.. Benim çok da uzun olmayan bir listem var. Baktım günler sadeleşiyor, anlamsızlaşıyor, hemen "ohooo daha yapacağın çok şey var, sakın koy verme kendini" diyorum en tehditkar sesimle. Listem sağolsun kendime geldiğim çok oldu. Maddelerin bazıları bana meydan okuyan, bazıları bana cesaret veren ama çoğu benim ben olmama neden olan şeyler. Örneğin sevdiklerimle çıkıp sahilleri dolana dolana tatil yapmak, yollarda olmak, bir süre hiç düşünmeden yaşamak da bir maddeydi. Tıpkı yamaç paraşütü yapmanın maddelerde olduğu gibi.. ;))

Tatil planımızın son durağı Fethi'yeydi. Yani yamaç paraşütünün merkezi. İlk gelişimde zaten bu fırsatı kaçırmıştım, ikincisinde kaçırmam mümkün bile değildi. Gittik hemen konuştuk firmalarla. Dedim ya Fethiye bu işin merkezi. Firmaların hepsi profesyonel, kurallar dahilinde uçuşlarını gerçekleştiriyorlar ve çok da yoğunlar. Çoğu firmayla konuştuktan Gravity firmasıyla uçmaya karar verdik. Firmayı şu ünlü videoyla hatırlarsınız belki ;)

Baba dağından yapılan uçuşlara talep çok, eğer böyle bir planınız varsa gider gitmez rezervasyon yaptırın yoksa yer bulmakta zorluk çekebilirsiniz. Uçuş fiyatları genel olarak 230-270tl arasında. Buna ek olarak  sigorta için çekilen video ve resimleri almak istiyorsanız onlar da 120-150 tl arasında. Video ve resim ücretlerini pilotunuzla (eğer onlar pilotsa tabii) görüşüyorsunuz. Acentalar kesinlikle karışmıyorlar. Toplama baktığınızda biraz tuzlu gelebilir ama inanın mükemmel  ve kesinlikle unutmayacağınız bir deneyim. Yahu nelere paralar harcıyoruz, yok kızları tavlamak için lüks yerlere akıtılan paralar, yok erkekleri tavlamak için kuaföre akıtılan paralar.. Yaşadığınızı hissetmek için birazcıcık para harcamışsınız çok mu? ;))

15 Eylül 2014 Pazartesi

#HayatEnCokGezinceGuzel - Saklıkent, Gizlikent Şelalesi

Yollara düşmüşken birinci kuralınız her zaman spontene olmak ve gittiğiniz, gördüğünüz her yerde alabildiğiniz en yüksek keyfi almak sanırım. Yani bizim turumuzun kuralı buydu.. ;)) Saklıkent için genelde yahu ne yapacaksınız orada deseler de o kadar yakınına gelmişken, görmeden gitmeyelim dedik, iyi ki de gittik ;) 


Saklıkent’in mazisi çok da eski sayılmaz. Orada anlatılanlara ve internette yazılanlara göre bir çoban hayvanlarını gezdirirken bulmuş ve bulduğu cenneti etraftakilere anlatmış. Ünü artınca milli park ilan edilmiş ve turistlerin ilgisi gün geçtikçe artmış. Her ne kadar turistik gibi algılansa da aslında burası tamamen doğal biraz da zorlu bir yer. Yani ben derim ki hazırlıklı gelin. Nasıl mı? 

5 Eylül 2014 Cuma

#HayatEnCokGezinceGuzel - Kaş (harfleri karıştır, al sana Aşk;))

Müziksiz anlatılamaz buralar.. Önce plaaay ;)



Ah Kaş ah.. Sevmek değil, bir yere aşık olunabileceğinin tam olarak kanıtı benim için.. Buralara daha önceden hiç gelmemiş bile olsanız size eviniz hissini veren sokakları, her gün yüzünüzü görecekmiş gibi davranan esnaflarıyla her şey öyle içten, öyle güzel ki.. Belki garip gelecek size ama burada her şey size gülümsüyor gibi. :)) 


1 Eylül 2014 Pazartesi

#HayatEnCokGezinceGuzel - İlk durak Dalyan, Köyceğiz

Uyarı: Sevgili ve pek değerli okur, eğer koca yazı çalışarak geçiren emekçi kardeşlerimizdensen, bu yazı dizisinin sana bazı yan etkileri olabilir. Mesela okuduktan sonra sana seslenen patronuna sesli küfürler savurabilir ve elindeki sivri cisimlerle yanına doğru ilerleyebilirsin. Ben derim ki sen önce tatil iznini hallet sonra plan yaparken bu yazıları oku ;) Ha illa okuyacağım diyorsan, günah benden gitti der anlatmaya başlarım orası da ayrı ;)) 


5 Ağustos 2014 Salı

"Merhaba"

Uzatmama gerek yoktu. Bu tip yerlerde beni çoğu insan tanır bir de üstüne severdi. Kavga çıkarmamak, çıkaranları kibarca ayırmak, personele hal hatır sorduktan sonra gittiğiniz her yer neredeyse sizin sayılabilirdi. Bu gibi bir kaç mekanın sahibi sayılırdım. İçeri girer bar taburelerinden birine geçip içkimi içer ve gecenin getirdiği mezelerle yoğun geçen iş haftasının açlığını giderirdim. Ben yerime geçince garson hiç uzatmadan biramı açar sinsice gülümserdi. Bir kaç gelişten sonra simam tanınmış neden geldiğim de anlaşılmış olurdu. Belki de bana gösterdikleri garip saygı biraz da bundandı. Düzdüm. Ne istediğim ne yaptığım belliydi.

Elimdeki biradan bir yudum alıp tek dirseğim bar masasında arkama doğru baktım. Masalara göz gezdirdikten sonra tekrar önüme döndüm. Biramdan bir yudum daha alıp telefonumun sesini kıstım. Mailler ve arayanlar haftanın 5 gününü alıyordu zaten. Kafa dağıtmak için çıkılan bir cumartesi gecesinin çalan telefonla kesilmesine gerek yoktu. Biram yarılandığında arkama tekrar döndüm. İlk bakışmalardan sonra yarım biralık beklenti üstümdeki ilgiyi arttırmıştı. Bana doğru bakanlara hiç uzatmadan kısa bakışlar, bira yudumları arasında ufak tebessümler gönderiyordum. Tek bir kişi seçmek bana göre bile biraz fazla iddalıydı. Bakışlarım bir kaç kişi arasında gidip gelirken içimden önce gelen kazanır diyordum. Genelde bara kadar gelip bira ısmarlama bahanesiyle yanıma sokulanlar, barmenden peçete isteyenlerden daha fazlaydı. Konuşma çok uzamadan, gürültü ya da sıcak bahane edilip dışarı çıkılıyor, ara sokaklardan birinde burun buruna gelinip geri çekiliyordu. Mesafe ne istediğini bilen kadınları deli ederdi. Bu kadar bilgili konuştuğuma bakmayın. Bana göre iki tip kadın vardı ve bunları sadece iki şekilde mutlu edebilirdiniz. Severek ve.. Sanırım ben ikincisinde daha başarılıydım.

15 Temmuz 2014 Salı

Soru "?"


Dalgalarla boğuşana deli, 
Konuşana yalnız diyorlar bu devirde 

Peki ya kumdan kalplerindeki 
Uzun listelerin ağırlığında ezilenlere, 

Ne deniliyor dalgaların isimleri silmesi için 
Sırada bekleyenlere? 


13 Temmuz 2014 Pazar

Kaybolmanın en güzel şekli

Çok yoğunum bu aralar! ;) Her gün kavurucu sıcakların geçmesini önce sağ koltuğa sonra sol koltuğa devrilerek bekliyorum. Saat 4 gibi güneş tamam be cayır cayır yakmıcam sizi vazgeçtim der gibi sadece ısıtmaya başladığı anlarda atıyorum kendimi sahile. Üstünde bir sürü ıvır zıvırın yazılı olduğu mor şemsiyem, altımda yumuşacık turuncu havlumla kısa süreli yerleşim alanımı kuruyorum.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Anlatılacak o kadar çok, bir o kadar da az..


(önce play!)

Bir yerin kokusunda kaybolmak nasıldır bilir misiniz? Siz adım atar atmaz koku sizi alır, olduğunuz zamandan, olduğunuz insandan uzaklaştırır. Çok eskilerde bıraktığınız insanın bedeninde yaşadıklarınızı hüzünle, özlemle, bazen utanarak bolca gülümseyerek izlerken kaybolursunuz.

Peki aşağıya, sokağa, baktığınızda merak, yukarıya, yıldızlara baktığınızda içinizin umut dolması nasıl bir histir onu bilir misiniz? En kötü gün dediğinizin sadece yıldızlarla göz göze gelmenizle düzeleceğine inanmanın..
Eskiden kendimi kaybolmuş hissettiğimde gökyüzüne bakıp en parlayan yıldıza dert yanardım. Hiç bir huyumu kaybetmedim. Sadece daha az tutuyorum yıldızları. Biliyorum, çok yoğunlar ve ben zamanında yeteri kadar meşgul ettim onları.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Eski gömlekten yeni ceket - DIY

En sevdiğim şeydir kıyafetler üstünde oynamak. Küçükken de annemin dolabına girer beğendiğim şeyleri keser kendime uyarlarmışım. Arada anneme hiç sormadan sevdiği bluzları da kesip biçtiğim olurmuş. Büyüdüm ama değişmedim.. Sadece artık annemin dolabına daha çok saygım var, sormadan dokunmuyorum eşyalarına. Tabii bunda küçükken popoya yediğim darbelerin de etkisi yok değil ;))

Son zamanlarda kimono benzeri bol ceketler çok moda. Hem şık duruyorlar hem de içinde aşırı rahat ediyorsunuz. Eski gömlekleri bu tip ceketlere çevirmek inanılmaz kolay. Böylece hem desenlerini sevdiğiniz ama tipini artık beğenmediğiniz gömlekleri değerlendirmiş oluyorsunuz hem de moda diye iki kumaş parçasına dünyanın parasını vermiyorsunuz ;)) 


21 Mayıs 2014 Çarşamba

Güzel rüyalar..


Ne görüyorsunuz bu resimde?

Ben huzur görüyorum. Ben sevilen ve seven bir hayat görüyorum. Elleri iğne darbelerinden sertleşmiş belki biraz.. Ama yüzündeki gülümsemenin hiç değişmediği birini görüyorum. Sanki kendine dikermişcesine neşeyle elbiseler diktiğini, belki o güzel günlerde giyecek olan kişi kadar heycanlanan bir kalp duyuyorum.. O kalbin sahibi gözlerini kapayıp o günleri olabilecek en güzel şekliyle izliyor.. Biliyorum..

15 Mayıs 2014 Perşembe

Kapat gözlerini, etraf zaten karanlık..

Gün ışırken gözlerini açıyorsun. Uyuyalı çok olmamış gibi. Düşünmeden kalkıyorsun, kıyafetlerini giyiyorsun. Bir önceki günden kalan yorgunluk omuzlarında. Yürümek, hele ki derin nefes alarak yürümek her geçen gün zorlaşıyor. Odadan çıkar çıkmaz çocuğunla karşılaşmışsın. Dün eve girerken kararmış yüzüne yanaşmaya korkan çocuğun, şimdi sana bakıyor. Yeni uyanmışlığın mamurluğu üstünde, elinde oyuncağı, ayakları çıplak. Yanaşıp, yanağını okşuyorsun. Ellerinin sertliği yüzünü buruşuyor ama uzaklaşmıyor senden. Ayakların diyorsun, hadi çoraplarını giy, üşürsün.

Evinden çıkıyor, tanımadığın yüzlerce insanla birlikte karanlığa gömülüyorsun. Yüzler yok ki içeride. Kısık ışık ve sesler var. Karanlığa gömülür gömülmez hava ağırlaşıyor. Bir anlığına yavaşlıyor belki adımların, ama durmuyorsun, aklına yine çocuğun geliyor. Gülüyor yüzü, elinde ekmeği. O ekmeği sen verdin ya, karanlıkta senin de yüzün gülüyor. Omuzlarındaki ağrılara, ciğerindeki sıkışmaya aldırmadan saatlerce çalışmaya başlıyorsun.

28 Nisan 2014 Pazartesi

...

Kuşlar diyorum..
Ruhu işgal ediyorlar..
Gel diyorlar gidelim.
Bilmeden cevabını nereye'nin..

Görmediğim yerlerden bahsediyorlar,
Yüzlerden,
Duyuyorum, gülüyorlar,

"Ne de küçük dünyan,
Oysa ufuk dedikleri sadece bir çizgi,
Göremediğin yerleri hayallerine emanet eden,"

Kanat çırpıyorlar, "hadi" der gibi,
Ufuğun ardını anlamam için uçuyorlar,
Artık göremeyeceğim kadar küçülüp kayboldular,
Ama ben biliyorum,
Hayal edemediğim diğer milyon şey gibi,
Hepsi oradalar..


11 Nisan 2014 Cuma

Kaçının mutfakta erkek var! Browni tarifi ;)

Bayanlar, beyleeerr çekilin kenara.. Cengiz Usta size tadını asla unutamayacağınız bir browni yapmaya geldi ;))

Televizyon programlarına bakarsanız şeflerin çoğu erkek. Ama ya yakın arkadaşlarınızdan birini mutfağa soksanız ve browni yaparken izleseniz? Atıp tutmaya gerek yok, biz gülmekten tarifi bile düzgün uygulayamadık.. ;) 


8 Nisan 2014 Salı

Gitmeler..

Bir şehirden neden terk edilir?

* Sizi büyüten aileniz bu şehirde değildir. Karşınıza ailem diyebileceğiniz insan da çıkmamıştır. Duygusal anlamda tek zinciriniz arkadaşlarınızdır.  
* Zaten bu şehre yerleşme planlarınız arasında hiç olmamıştır. Üniversiteyi şans eseri bu şehirde kazanmış, şans eseri iş bulmuş, şans eseri başka bir işle hayatınıza devam etmişsinizdir.
* Her girdiğiniz işe zaten bir gün çıkacağım diye bakmış, her yurt dışı seyahatini kendinizi "son" olarak almışsınızdır.
* Aileniz burada değildir, ailenizden bu kadar uzakta aile kurma fikri sizi hep hüzünlendirmiştir. İş için kaldığınız şehrinizde patronlarınız da her zaman sizi olmadığınız bir insan gibi görmüştür. 
* Yalnız yaşıyorsunuzdur. Hem de Türkiye gibi bir yerde. İnsanlar sizin akşamları eve gidip yastık dikerken film izleyen, kitaplarının arasında hayallere boğulan bir insan olduğunuza inanmaktansa sokakların kraliçesi olduğunuzu düşünürler. Onların düşünceleri umurunuzda mıdır? Hayır hiç olmamıştır.. Ama madem bu kadar yük kaldırılmaktadır, boşuna olmamalıdır, bir mükafatı olduğu bilerek yaşanmalıdır. Nasıl olsa gideceğim diye geçen 6 yıla bir gün daha eklenmemelidir..
* Etrafındaki tiki miki yazlık mekanlarına yılda sadece 6 kez gidersiniz. Bu bir kiranıza eşit uçak bileti masrafıdır. Siz kirayı her ay verirsiniz. Yani yılda toplamda 72 kez bileti cebinizde tutmaktasınızdır.
* Teknoloji gelişmiştir ve her yer birbirine sadece saatlerce uzaktır. Neyi daha çok özlüyorsanız ya da seviyorsanız, ondan kendinizi mahrum bırakmanız bir mazoşistliktir. Peki siz mazoşist misiniz?


Bir şehir neden terk edilmez?

* Havası güzeldir,
* Denizi vardır,
* Gülümseyen insanları somurtan insanlarına oranla daha yüksektir. Tabii bu oran dolaştığınız yerlere göre değişir.


18 Mart 2014 Salı

Bazı anlar..


Doğru söylüyorlar... 

Hayat yaşadığınız uzun yıllardan değil, kısacık anlardan oluşuyor. Yaşadığınızı, nefes aldığınızı ve hissedebildiğinizi hayal bile edemeyeceğiniz anlar gerçek olduğunda anlıyorsunuz. O kısacık anlar sizi yıllarca gülümsetiyor ve en önemlisi ben büyüdüm dedirtiyor, size güç katıyor. 

1 Mart 2014 Cumartesi

Soğuk havalarda da..



Çok çok eskiden soğuk günlerin bitmesini dört gözle beklerdim. Ankara’dan kaçıp koca bir yazı geçirceğim yere gitmek benim hayatımdaki en büyük heyecandı. Her yaz gittiğim yere tekrar gitmek için tam 9 ay beklemek zorunda kalırdım. Her yazım yeni bir maceraydı. Yeni insanlar, farklı duygular, saçma sapan bir sürü olaylar J

Şimdi kışın ortasında, arada soğuk yüzüme vurdukça yine o günler aklıma geliyor. Yazı sabırla beklediğim o günler.. Merak etmeyin hala kalbim çok heyecanlıdır. Hiç kaybetmeyecek gibi heyecanını.  Ama bu sefer her güne uyanırken heyecanlı. Sadece üç ay için değil de, yılın her günü için sanki. Aniden karşıma çıkıp işte burdayııımm! diyecek güzel olayların heyecanı içimdeki.. Bir sürpirz beklemek gibi aslında yaşamak.


Güzel şey yaşamak ;)) 


17 Şubat 2014 Pazartesi

Mutlu bir yıl daha!


Einstein “hayatı yaşamanın iki yolu vardır; hiç bir şeyin mucize olmadığını düşünmek, her şeyin mucize olduğunu düşünmek” demiş.

Ben hayatını yaşamak için ikinci yolu tercih edenlerdenim..

En olağan günlerden birinde yüzünüze gülen güneşin, yalnız hissettiğiniz bir anda yanınıza konan güvercinin, içiniz daraldığında dokunduğunuz bitkilerin gülümsediğine, garip garip dizilmiş bulutların size bir şeyler anlatmak istediğine, kalabalık sokaklarda size gülümsemeyen insanların bir mucize olduğuna inananlardanım.

Her gün kendimi, ne istediğimi daha fazla öğreniyorum. Mesela dedikleri gibi mutlu olmanın sadece bir seçim olduğunu biliyorum artık. Elindekilere bakıp şükredeceğim şeyleri görebilmek sadece bir seçim.. Evet mutluyum.. Hem geriye bakıp yaşadıklarıma hem de geleceğe bakıp umutlarıma gülümseyebiliyorum. Her geçen yılın daha iyi olacağına inanıyorum.. İşte bu düşüncelerle dolu dolu geçirdiğim 28. yılımı yarın bitiriyorum.. ;))

Yarın benim doğum günüm.. Ve tabii ki aklımın bir köşesinde sizinle harika bir parti vereceğim. Rengarenk ışıklar eşliğinde, herkes sahneye çıkıp istediği şarkıyı söyleyecek.. Pastam karavan şeklinde olacak. Her penceresinde sizin sülüetiniz.. Bir yandan gülüp bir yandan hepimiz şarkılara eşlik edeceğiz.. Yaşlanmayı değil, en güzel yıllarımızın başlangıcını kutlayacağız. 

Yarın siz bana nice yıllara diyeceksiniz, bense en içten hislerimle hep birlikte diyeceğim.. ;))

Şimdilik sadece çok çoook huzurlu pazarlar.. :)

Buket
(28 yaşındaki ;))


24 Ocak 2014 Cuma

İki çift söz belki

Çok sözler söyleyip 
az şeyler Hissedenler 
anlamazlarmış Şiirleri
direnirlermiş kocaman harflerle 
yazmaya öykülerini 
oysa ne demiş Şair? 
herkesin öyküsü olabilir
ama çok Azının 
Şiiri



17 Ocak 2014 Cuma

Kendi Yolumda!

Çok değiştim. İtiraf ediyorum evet.. Son yıllarda belki de hiç tahmin etmeyeceğim kadar değiştim. 

Ülniversitedeki halim geliyor son zamanlarda hep aklıma. Bir kaç arkadaşından asla ayrılmayan, dünyaları bu bir kaç insan sanan biriydim. Hiç ihtiyaç duymadım başkasına. Onlar her zaman yetti. 

İş hayatı başladı. Yalnız yaşadığım şehrimde hemen aile dedim o insanlara. Dostlarım oldular.

Sonra çalıştığım iş yeri, ikinci ailem dediğim insanlar aslında o kadar da ailem olmadıklarını gösterdiler.
Dostlar.. Onlar sadece “dostları” olmamı istediklerini açıkça belirttiler. Onların suçu yoktu, benim beklentim çoktu. 

Ve bir anda, kendimi hiç tanımadığım insanlar arasında buldum. Şu an düşündüğümde gayet saçma gelen bin tane şey yaptım aralarında. İşin garip yanı her hareketimden sonra “biraz düşün, sonra sana o kadar da abartılacak bir şey değilmiş gibi gelecek” diyebilecek kadar tanıdılar beni. Ya da belki sadece iyi niyetlerinden beni sakinleştirmek istediler. Çok asabi, çok aceleci, çok dediğim dediktim. Bakış açınızı değiştirdiğinizde, etrafınızdaki her şey değişiyor aslında. Şimdi iş bir eğlence, arkada buluşması, patron her hareketine katlanmanız gereken bir aile babası değil, sadece insanlığına güvenebileceğiniz bir akıl hocası..

Arada aşk benzeri hisler de geldi.. Geldikleri kadar da hızlıca geçtiler. Ama en güzeli, o hislerin arasından geçerken aslında ne istediğimi tam olarak öğrenmiş oldum. Şimdi yanlış insanların yanından geçerken sadece gülümsüyorum. Olmayacaklarını, kapılmayacağımı çok iyi biliyorum.

Evime bakıyorum. Yıllardır kaldığım evimde bazen durup duruken ilk kez oturuyor gibi hissedip, “sen ne ara bu kadar büyüdün yahu” diyorum kendime.. Evim, arabam, işim, sevdiklerim, düzenim.. Ama en önemlisi “ben” oldum.. Çok üzüldüğüm, kırıldığım, güldüğüm, ağladığım, alay ettiğim, alay edildiğim, gezdiğim gördüğüm o her dakikanın sonunda “ben” oldum.. Ve itiraf etmeliyimki, olduğum insandan, hayatımdan belki de hiç bu kadar memnun olmamıştım.

Nerden mi geliyor bunlar? Tabii ki çok sevdiğim bir insanın bana sürekli dinlettiği şarkıdan.. İkimiz çok uzaklardan eşlik ediyoruz birbirimize.. En çok da bağıra bağıra “kendi yolumla” diyoruz..

Hata yapabiliriz, üzülebiliriz, kaybedebiliriz ama bunların hiç biri bizim hayatımızı yaşamamıza engel olamaz. Dışarda gülümsememizi bekleyen milyonlarca insan, üstünden gelmemiz gereken bir o kadar da zorluk var. İnsanlar gidebilir, siz tökezleyebilirsiniz, hata yapabilir, üzülebilirsiniz. Ama her zaman size özel açılmış o yolu hak ettiği şekilde yaşamalısınız. Kendi yolunuzda, siz herkesden farklı olmalısınız..

Bir de Cuma dansı nedir bilir misiniz? Haftasonunuz iyi geçsin istiyorsanız Cuma'ya bu dansla başlıyorsunuz.. Bir de play'e basıyorsunuz ;)) 




Bırak tutma beni
Kaybetsem de üzülmem asla,
Ne boş kaygıların
Korkma bana hiçbir şey olmaz
Yanlış doğru gibi
Eksik kalan bir kaç satırsa
Ve ben, böyleyim kendi yolumda,

Hayat benim her
Anımı yaşadıkça sevesim var,
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var,
Biran bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan!

Çok mutlu bir haftasonu olsun.. Huzurlu, eğlenceli ama önemlisi bol bol anı dolu.. 

3 Ocak 2014 Cuma

Hep yavandı "G"erçeklik..

Ne zaman ya da nasıl başladı hatırlamıyorum.

Belki o uzun yürüyüşlerden birinde adımlarıma karıştı.

Belki bir barda, ben melodilerde kaybolmuşken eşlik etmeye başladı bana. Önce aynı sözleri mırıldanmaya, sonra aynı hayatı yaşamaya başladık belki.

Ne zamandı bilmiyorum ama onsuz yaşadığımı da hatırlamıyorum. Hep aynı yatağı paylaştık. Sanki hissettiklerimi hissedermiş gibi, "sensiz uyuyamam" derdi. Ben de uyuyamazdım..

Tanıdığım kimseye benzemedi. Kendilerine benzetmesinler diye ben de tanıdığım hiç kimseyle tanıştırmadım onu. Farklıydı. Mesela büyük bir hevesle aldığı gitarıyla sadece tek bir melodiyi çalabilirdi. Bir melodisi vardı. İsim vermemişti ona. Her çalışında farklı şarkılara uydururdu. Başkası dinlese ne çirkin derdi belki. Oysa benim için tüm şarkıların tek melodisiydi o.

Hala çocuk gibiydi. Sıcacık bakışları, kumral dalgalı saçları.. Çok az kahkaha atardı. Ama ne zaman benimle göz göze gelse o en güzel gülüşü yayılırdı yüzüne. Masum, içten. 

Çok kız arkadaşı vardı. Sabahlara kadar eğlendiği, bazılarına ağlamaları için omzunu açtığı, gecenin bir körü tek başına evine gitmesine izin vermediği kız arkadaşları. Hiç karıştırmadı kavramlarımızı. Tek sevgilisi bendim, onlarsa arkadaşları.

Onun da hayatı vardı benim bir türlü oturtamadığım. Bazen salaş bir kafenin sahibi, bazen bir şirketin şatış yönetmeni, bazen doktora yapan bir öğrenci olurdu. Gün bittiğinde ve nihayet kimsesiz kaldığımda ortaya çıkardı. Vapurdan indiğimde onu görürdüm, birlikte yürürdük eve. Uzaktan bana bakıp, gülümseyerek kollarını açar, sıkıca sarılırdı. Nefesin birleştiğinde biriyle sen sen olmaktan çıkarmışsın. Ben kendimden kaçtığımda, o kollarını açar karşılardı beni. Gün kötü geçtiyse "gel sevgilim, hadi sana yiyecek birşeyler hazırlayalım" derdi. Bu tarif bana özel, lütfen bakma dediği bir tarifi vardı. Aslında sadece iki ekmek arasına ton balığı, marul, mısır, mayonez koyar karman çorman bir sanviç hazırlardı bana. Bilirdi, ben karışık yemekleri severdim. Elleriyle hazırladığı sandviç şifam olur kalbimi iyileştirir, unutur, yeniden başlardım sayesinde.

Politikadan çok edebiyattı konuştuklarımız. Televizyon çoğu zaman kapalı olurdu. Zaten herkesin kağıt gibi ince televizyonlarının aksine bizimkisi hala kocaman poposu olan tüplü televizyonlardandı. Sanki evde olması gerektiği için ordaydı. Kocaman kütüphanemizin her zaman okunmamış bir sürü kitabı olurdu. En sevdiği yerlerdi eski kitapçılar. Birlikte gittiğimizde açar kitapları en sevdiğimiz parfümü koklardık. Aldığımız kitapları heyecanla karıştırır, çoğu zaman çaktırmadan son sayfalarında bulurduk kendimizi.

Onun için en saygın insanlar öğretmenlerdi. Ama gerçekten öğretmeyi bilenler. Mesela kitapçıda paylaşmayı öğreten kadın gibi. Eski kitapların hikayelerini paylaşır, kimlerden aldığını anlatırdı. Mesela fırındaki amcanın hangi ekmeğin nasıl yapıldığını nelerle yapıldığını öğretmesi gibi. Sen gülümsemeyi öğrettin derdi bana hep. O da bana sevmeyi öğretmişti. Karşılıksız. Sonsuz..

Çoğu zaman evde yalnız olurduk. Durup dururken şarkı söyler, elimize geçenlerde gülecek bir şeyler bulur başlardık kıkırdamaya. Ben kahkahalara boğulduğumda o kocaman gülümsemesi eşliğinde delisin sen der, kafasını sallaya sallaya işinin başına dönerdi. Hiç bir doğum günümde hediye almadı bana. Değişim kartlarıyla gelen hediyeler hep itti ikimizi de. Durup dururken getirdiği eski daktilo benim hazinemdi. Hiç unutmam o günü. Kucağında bir kutu, sadece meraba diyip evde bakınmaya başlamıştı. Nihayet aradığını bulduğunda kutuyu kenara koydu. Pencerenin hemen önündeki koltuğu kenara çekip, sehpayı yerleştirdi. Kendi kendine "şimdilik idare eder " demişti. Kutudan daktiloyu çıkarıp itinayla sehpanın üstüne koyduğunda nefessiz kalmıştım. Sonra şaheserini gösterip, gülümsemişti. Daktilomuz "g" harfini basmıyordu. Sayesinde asla "gerçek" yazamamıştım. Daha da sevmiştim daktilomuzu. 

Güller yerine kesip biçmem için kartonlar, eski dergiler alırdı. Kocaman kutuyla aldığı ıvır zıvırları görünce sevinçten çığlık atar, uzanıp boynuna sarılırdım. Salonun ortasına birlikte yerleşip, dağıtırdık dergileri. Yazıları, sevdiğimiz kelimeleri başka sayfalarda birleştirirdik. Sevdiklerimize hep böyle hediye hazırladık biz. Ellerimizin değmediği hiç birşeyi vermedik sevdiklerimize..

Sevmezdi çok içmeyi. Sadece rakı. Rakı için her içişinde başka bir hikaye uydurur, hep masalımsı anlatımıyla rakıya "bu içki büyülü" derdi. Benim için çeşit çeşit şarap almıştı. Hepsinin yanında da portakal suyu. Tadını beğenmediğimiz tüm şaraplara eklendi portakal suyu. Birazcık fazla içip, ağırlaştığında vücudum, önce mayhoşluğumla alay eder, sonra hiç üşenmeden kaldırıp yatağıma yatırırdı. Üstümü örter, her seferinde olduğu gibi sıkıca sarılıp uyurdu benimle. Ben ondan başkasıyla hiç uyumadım. Ondan başkasıyla hiç aynı yatakta nefes almadım. Onsuz hiç nefes alamadım..

Belki onun yüzünden gerçeklik hep yavan geldi bana. Ne zaman eve daha az uğramaya, ne zaman daha az yalnız kalmaya başlasam gizli gizli onu özledim. Bir anda son otobüs bahanesiyle kalktığım tüm masaların nedeni oydu aslında. Yatağımda bekliyordu beni. Evimde.. Kapıyı açtığımda sonunda geldin diyip sarılıcaktı. Mavi gözleri, dağınık kumral saçları ve gülümseyişiyle sadece sarılacaktı. Uzun zamandır onu görmezden gelişime kızmayacaktı, sorgulamayacaktı. Gerçek bittiğinde, "geçti, tamam.. geçti" diye nefesimi nefesine karıştıracaktı. Belki buydu ona veda etmeyi bu kadar zorlaştıran. Belki onun yüzünden bir sürü sevgilisine, her defasında onsuz yaşayamayacak kadar aşık olduğunu idda eden kızlardan olmadım. Onlar olmak kolaydı. Oysa benim hayatıma kim girdiyse "o" olamadan çıktı.

Yalnızım yine. O da yanımda uyuyor.. Kolu yine kucağımda. Sarılmış yine bana. Tuşlardan çıkan tıkırtılar hiç rahatsız etmiyormuş onu. "Sen en çok yazarken, çizerken, kesip biçerken mutlusun. Hayallerinle mutlusun.. Ve beni var ediyorsun her yazdığında, nasıl rahatsız olurum" derdi.. Dedi.. 

Çok güzel uyuyor. Sanırım benim yapmam gereken de o. Biliyorum o yok aslında. Ama nefesim, nefesi.. Ne de olsa bir.. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...