30 Aralık 2012 Pazar

Dilekler hazırlansın, yeni yıl geliyor!


İstediğiniz şeylerin resimlerini gözünüzün önünde tuttuğunuzda bir süre sonra siz farkında bile olmadan dileklerinizin gerçek olduğunu biliyor muydunuz? Secret öyle dio işte… Tüm yıl secret ettik, yılı da böyle bitirelim dedim ordan buradan dileklerimi buldum, kestim biçtim, yapıştırdım ağacıma (karton ağaç tabii ki :))



2013’de tam 27 yaşında olacağım! Tam 27!! Eskiden 25 yaşına geldiğimde tüm hayatımın düzene girmiş, nerede yaşamak, ne yapmak, kiminle olmak istediğimi çözmüş olacağımdan o kadar emindim ki.. 25 yaşını bitirdiğimde (malum bitirilen yaş söylenir;)), hiiiçç de öyle olmadığını öğrendim. Kalmış 3 aycık, 27 yaşındayım diyelim.. Hala ne istediğimi bilmiyorum, bir gün Ankara’ya dönmek, bir gün İzmir’de emekli olmak, bir gün İstanbul’da kaybolmak istiyorum. Bir gün sevdiğimi ertesi gün istemiyorum, bir gün iş kadını olmak, bir gün atölyemde kesmek, biçmek, ellerimle bir şeyler yapmak istiyorum.. 25’i geçeli 2 yıl oldu ve bu 2 yıl bana hayatımın hep böyle geçebileceğini öğretti. İşin garip yanı, sanki böyle olmasını seviyorum da.. Sanki elimde hep bir koz varmış gibi.. Bak giderim diyebiliyorum bir sorun çıktığında, ya da kırıldığımda aslında onu sevmemiştim diyebiliyorum. Sonuç olarak bu belirsizliğe bile alıştım, hatta bu belirsizlik bana hayatın ulaşılması gereken bir nokta değil de tadına varılması gereken bir yolculuk olduğunu öğretti. Hiç pişman olmadan, her şey iyi ki olmuş diyerek, ama her şeyden ders alarak devam edilmesi gereken bir yolmuş hayat meğerse… Tutkularımızın, amaçlarımızın olması bu yolun en keyifli yanı. Onlar olmadan ne yol, ne hayat anlamlı olurdu. 

Neyse, felsefeyi bırakalım, 2013’e bakalım.. Bu yıldan garip bir şekilde umutluyum (geçen yıldan hiç değildim ya:)).  Sanki tüm dileklerim gerçek olucak.. Bu hissin gerçek olduğunu size kanıtlamak için, dileklerimi bloğa koyuyorum. Bakalım bir yıl sonra bu dileklerin kaçı olmuş olacak.. İnşallah hepsi olur.. Tabii sizinkiler de ;) 



Ailem.. En büyük desteklerim.. Tanıdığım en komik insanlar.. Huzurları, sağlıkları, neşeleri bozulmasın.. Onlarla olmak, bana oldukları kadar onlara destek olmak istiyorum.. 


Aşk’ı dilemeyen bir kişi bile var mı? Ben de diliyorum tabii.. Öyle her gün bana gül alan, ismimle kafiyeli şiirler yazan, aman aman sürekli beni öven değil. Gerçek bir aşk, hayat arkadaşı.. Kavga da edebileceğim, gülebileceğim, hayallerimi paylaşabileceğim.. Bonnie and Clyde gibi.. Dünya’ya karşı biz.. Sonu kötü bitse de yaşadım diyebilmek istiyorum.. :) 



Dostlarımla olmak istiyorum.. Upuzun sofralarda Abimle, Müzümle, Öznurumla, Busemle, Pelikuşla, Cemoyla, Pınarlarımla, Edoşumla, Feyle, Yağmurla, Kralla, Kıvoşla, İncimle, Cengizle, Emremle, Züllüyle hem yemek yemek, hem de bol bol kahkaha atmak istiyorum.. Uzaklarda yaşıyor olsak da, onlarla olmak istiyorum bir ömür boyu..



Başarılı olmak istiyorum.. Elime geçen şansları kullanmak, dünyayı gezmek, gördüğüm her ülkede anılar toplamak istiyorum.. Büyümek istiyorum dünyamda..


Korkularım yok mu? Hem de nasıl var… Hepsine ıh beni alt edersiniz demek istiyorum! 


Bir gün kendi yerim olsun istiyorum.. Bana ait.. Benim yaptığım.. 


Öyle bir yolculuğa çıkmak istiyorum ki.. Tasasız.. Dertsiz.. Bol hayalli.. Karavanımla yolculuk yapmak, saçma sapan kumaşlarımla çadırımı kurmak, gökyüzüne daha yakın olmak için balonuma binmek istiyorum... Dinleyenler yok artık demesinler istiyorum :) 


Yaratmak istiyorum.. Dikmek, biçmek, örmek.. Ellerimle yapmak istiyorum her şeyi..


Bir köşem olsun.. Kimsenin bana dokunamadığı, ara sıra kaçıp nefes alabildiğim bana özel bir yer.. Bir ev, belki de bir koltuk istiyorum..


Veee son olaraaaaakk…. Yıllardır itinayla oynadığım ama sürekli avcumu yaladığım şans oyunlarından, süper olur, sayısal olur, at yarışı olur (attığımızdan oda bir şans oyunu sayılır), hatta bu seneki milli piyango olur.. Yahu biri artık çıksın istiyorum. Yılların emeği var sonuçta J

İstiyorum bazı şeyleri ama en çok şükrediyorum hayatım için. Her şey öyle güzel ki..

Size de bol eğlenceli, kahkahalı, sağlıklı, huzurlu yıllar diliyorum.. Nice senelere, hep birlikte olmayı diliyorum! 

İyi ki varsınız!

Buket


28 Aralık 2012 Cuma

Kendi kitabını kendin yap, el yapımı Küçük Prens

Merhabalar sevgili okurlar, (her DIY projesine spiker gibi başlamadan edemiyorum, Derya Baykal'a rakip olıcıımm, söyleyin korksun benden;))

Evet bu sefer de birlikte kitap yapıcaz. Farkındaysanız her postta bir meslek dener oldum. Hala arayışta olduğuma göre yakında doktorluğa soyunmuş, ya da tamirci olmuş televizyonu açmış fln görebilirsiniz. Bazılarına bir meslek yetmez diyor ve hemen başlıyoruz ilk korsan baskımıza :) 

Uzuuun zamandır küçük prensi almak istiyordum. Bir türlü istediğim şekilde bulamadım. Sahaflarda yoktu, kitapçıların hepsinde de yepyeni kapları, içlerindeki bembeyaz sayfalar zerre ilgimi çekmedi. Geçenlerde bunları düşünürken çok parası olan şirketlerden (pis kapitalistler!;)) allı güllü yeni yıl hediyelerimiz geldi.  Bu hediyelerden birinin poşedi çok hoşuma gitti. kraft kağıt üstüne yağlı boya ile yapılmış, rengarenk bir ağaç. Poşedi görür görmez işte bu dedim, kitabımı kendim yapacağım ve kapağı da bu görsel olacak! Siz de hazırsanız ilk Korsan kitap operasyonumuza başlayabiliriz! (Şiiiişşştt aramızda ama ;))

Küçük prensin bölümleri ve yazarın çizimleri nette bir çok sitede var. Ben çevirisini en çok beğendiğim siteden aldım metni. Word dosyasında sayfayı yatay yapıp, iki sütuna böldüm. Neyse siz uğraşmayın diye ayrıca pdf yapıp çıktı alabileceğiniz halini hazırladım. Kucuk Prens  linkinden alabilirsiniz. Teşekküre gerek yok, her şey canım Türkiye'min okuma alışkanlığı kazanması için ;)) 

Malzemelerimiz: o çok beğendiğimiz poşet, çıktı aldığımız sayfalar, kullanılmayan bir defterin teli, düz renkli bir karton, ayraç olarak kullanabileceğiniz bir kurdele..

Çıktı aldığımız sayfaları tam ortalarından, yazılar dışarda kalıcak şekilde katlıyoruz.
Arka ve ön kapakları katladığımız sayfaları kullanarak hazırlıyoruz. Kartonlar sayfalardan yarım santim daha büyük olmalı ki içindeki kağıtlar bozulmadan kalabilsinler.


Teli aldığımız defterin bir sayfasından kağıtların deliklerinin yerlerini işaretliyoruz (ilk kez kalem tutuyor gibi çıkmışım, parmaklarımın kusuruna bakmayın :)). Delgeçin alt kapağını açıyoruz, işaretlediğimiz yerlerden delmeye başlıyoruz. Aynı şeyi ön ve arka kapaklara da yapıyoruz.

Önce arka kapak için hazırladığımız karton kapak, sonra ön kapak sonra sayfalar olarak tele dizmeye başlıyoruz.  Teli sıkıştırıyoruz.


Kitabımızın sayfalarını kıvırmadan nerde olduğumuzu işaretlemek için telin dışına benzer renkte kurdele takıyoruz.

Veeeeeeee... Kitabımııızzz hazırrrr!!


Kabını farklı yaptığımız ve geniş tel kullandığımız için bunu derleme bir kitap olarak da kullanabilirsiniz. İlk hikayeniz Küçük Prens olur, daha sonra sevdiğiniz kısa hikayeleri kitaba aynı yöntemle ekleyebilirsiniz.  


Bu yöntemle kendinize ait derleme şiir kitabınız da olabilir, fotoğraf albümünüzde, günlüğünüzde...

Son olarak, Küçük Prens'ten en sevdiğim söz..


İyi okumalar, kitap basmalar ya da derleme yapmalar korsan kardeşler.. :)

Buket

20 Aralık 2012 Perşembe

Let's Do it ;)

Bu şarkı tüm gün dilimdeydi, size de bulaştırmaya karar verdim.

Şarkının sözlerini akılda tutmak, aşkı bulmak kadar zor. Ben ezberlemeyi kafaya koydum, aşkı bulmaya inat ettiğim gibi ;)

Veee hep berabeeerrr..

Leeetttsss faalll inn loveee ;))

İyi dinlemeler ;)
Buket

12 Aralık 2012 Çarşamba

Gülüyorum kendi kendime!


Evde, işte, yolda nerde olursa olsun kendi kendine eğlenmeyen insanları anlayamıyorum. Her tarafta eğlenilebilecek, gülünebilecek şeyler var oysa. Siz yeter ki gülmek isteyin ve görmeyi bilin..  

Örnek:

Yağmurlar, soğuk hava, taş zeminli ofisler (güya bizimki laminant, “güya” önemli) ve evde terliksiz dolaşma hobim yüzünden bir güzel üşütmüşüm. Dün gece ağrıdan resmen uyuyamadım. Hoş ondan öncede üst kat komşum tv izlerken uyuyakaldığından ben uyuyamadım. Kadının 5 duyusundan 2’si tamamen iptal, diğerlerini de işine geldiğince kullandığından eminim. Çalışmayan iki duyu organından beni en çok ilgilendireni kulakları tabii ki. Teyzem ne izlese benim evimde yankılanıyor. Dün de TV açıkken uyuyakalmış herhalde, gecenin bir körü kanal D evimde, baş köşemde bağırınıyordu resmen. Kadın 3 gibi kapattı, bu sefer de ben ağrılara dayanamayıp nerde benim su torbaaaaam diye kalktım yatağımdan. Gece saat 3 gibi tek gözüm kapalı, evin tüm kapı ve duvarlarına kendimi vura vura küçük odaya ulaştım. Bu odada bişi bulmak için harita çizsem yeridir. Her yerde bişiler var, bir tarafta kumaşlar, diğer tarafta kutular içinde ayakkabılar, çantalar, dikiş makinası, ütü masası, daha bir dünya ıvır zıvır.. Yani benim favori odam J Gecenin de mahmurluğuyla odanın altını üstüne getirip sonunda buldum kıymetlimi. Az buçuk uyandığım için  bu sefer duvarları sıyıra sıyıra mutfağa ulaştım ısıttım suyumu, koydum su torbama sarıldım uyudum ona. Ne de çok özlemişim onu J

Gece doğru dürüst uyuyamadığımdan sabah da uyanamadım tabii ki. Öyle bir gözümü açıyım dedim bir baktım saat 8 olmuş! Kaptım su torbasını kalktım yataktan. Su içmek için mutfağa doğru giderken su torbasını da girişe bırakmışım. Sonra her gün olduğu gibi, sadece x 2 hızla sırasıyla wc, yüzgöz yıkama, üst baş giyinme, bişiler atıştırma, ayakkabı giyme operasyonunu tamamlayıp çıktım evden.

Akşam olup döndüğümde girişte ne göriim. Boynu bükük su torbam beni bekliyorDayanamadım. Yüzü gülme sırası sende dedim. Nasıl olsa facebookta kimse göründüğü gibi değil, seni de öyle bir göstereceğim ki zamanında seni kenara itenler ne yaptık diye kendilerini duvardan duvara vuracaklar dedim!

Ve karşınızda baylar bayaannlaarrrr.. Bir zamanlar sizin tarafınızdan itilen, kakılan ama ihtiyacınız olduğunda sizi sorgusuz sualsiz ısıtan.. Değerini asla bilmediğiniz, bilseniz de belli etmediğiniz.. Bir zamanların önemsizi, günümüzün kıymetlisi..

Onun adı...

Sıcak su torbası...



Ne o gülümsüyor musunuz?
;)

Buket

6 Aralık 2012 Perşembe

ZZZzz..

Son 1,5 - 2 yıldır kendi kendime "senin derdin ne istediğini bilmemen" diyip duruyorum. "Gitmek mi istiyorum, kalmak mı? Taşınsam mı, yoksa alt katta oturan ördekli katil ikizlerle mutlu muyum? Birine güvensem mi yoksa tek güvenmem gereken kendim mi? Ailemin kollarına dönüp ömür boyu çocuk mu kalsam yoksa düşe kalka kendi seçtiğim hayatı mı yaşasam?" Bitmedi sorularım bitmedi!! 

Her şey hakkında fikri varmış gibi davranan ben, etkisiz tepkisiz "sayısal tuttu, tuttucak" mantığıyla yaşamaya başladım! Baktım bir sorun var, üstesinden ben gelemiyorum açtım bilgisayarımı, girdim hepsiburada.com'a! Tamam alışveriş yaptım ama ne aldım?? Hani şu seni gaza getiren yav sen iste kulun köpeğin olsun dünya diyen kişisel gelişim kitaplarından aldım tabi ki :)) Lütfen ilk öyle "vaahh yazık" bakışını evinde bir tane bile o kitaplardan olmayan atsın, rica edicem.. 

Kişisel Gelişim operasyonu, 1. safhası kitapların ödemesini yaparak tamamlandı. Hepsiburada.com pek zengin olacak kitapların hepsi birer gün arayla geldi. 6 günde tamamlanan kitaplardan sonra aynı siparişte olan pilates setim de ayrı bir kargoyla geldi ve açıkçası top kişisel gelişim kitaplarından bin kat daha fazla işe yaradı. Üstünden her düşüşümde daha da güldürdü sağolsun (evet top sağolsun;)). Bitmedi tabii ki, uzun zaman önce kitabını okuduğum The Secret filmini 50 kez izleyip sonra bi de utanmadan telefonumda yürüyüşlerde dinlemeye başladım. Oturdum sahilde, ne istiyorsun arkadaşım sen dedim içimdekine.. Meditasyon yapmak için topraklanmak, topraklanmak için Çakra ve Aura kitabını okumak lazım dediler, gittim aldım hatta kitabının ilk bölümünü bile bitirdim (kavram çokluğundan kitap okunmuyor desem yeridir :s). 

Onca uğraşın sonunda ne mi oldu?? 

Ne yazık ki hala ZZzzz.. modundayım ve kendimle hiç gurur duymuyorum.. 


Bi de olur da ikinci el az kullanılmış kişisel gelişim kitaplarına ihtiyacınız varsa haber verin ;) 

Buket 

"Ben" Kattım Sana Biraz..

Play'e basıyoruz.. Sözlere de dikkat ediyoruz.


Son 6 ayda "aşk" diye nelere tanık olduk? Ölüyorum bitiyorum diyenin ansızın terk edişi, tek taraflı gayretin sürüklediği bir sevgi, gitmeye bile cesareti yokken size zorla "gidiyorum" dedirten sevgili.. Evet bunların her biri etrafımda yaşanan ilişkilerin özetleri. Ne yazık değil mi? 

Düşünün bir.. İlk kez gördüğünüz birine hissettiklerinizi düşünün. Onu tanımadan size yapacağı jestleri, size gülümseyişini, size dokunuşunu hayal etmiyor muyuz? Bunların hepsini bir kaç saniye içerisinde düşünüp, kalp şeklini alan göz bebeklerimizle ona doğru bakmıyor muyuz? Sonra...  

Siz gülümsüyorsunuz, o yanınıza geliyor. 
Güzel güzel sohbet ediyorsunuz. Siz içinizden kesin telefonumu alacak diyorsunuz, soyadınızı soruyor (malum facebook'tan ekleyecek).
Ayrılır ayrılmaz msj atar diyorsunuz, ertesi gün "bak buldum seni! :) " diye msj geliyor.. 
Güzel bir yere davet edecek diyorsunuz, "eee ne zaman buluşuyoruz, ne yapsak ki :)" diyor. 
Onca :) 'lı msjdan sonra siz sürekli bahane uydurmaya başladığınızda uzaklaşır diyorsunuz, "eee beni unuttun ama :.( " diye msj atıyor. 

Hemen o anda gözlerinize baksanız onu ilk gördüğünüzde kalp gibi olan göz bebeklerinizin artık Sülümanın hançerine benzediğini görürsünüz. 

İtiraf edelim, bu can acıtmıyordur. En fazla "eh be yeter" diyorsunuzdur... 

Peki ya uzun zamandır tanıdığınız birinin sizi hayal kırıklığına uğratması? Sözler vermesi? Siz tam işte "o" dediğinizde puff diye kaybolması. Sanki o yok olmuş gibi ama biliyorsunuz bir yerlerde yaşıyor. Ne kadar acı değil mi? Bir gün hayatınızın önemli bir bölümü olan biri, ertesi gün sadece bir isim olarak kalıyor. Varlığı olmayan bir isim.. 

Peki nasıl yapıyoruz bunu? Nasıl "yok yok o gitmez" diyoruz? Nasıl oluyor da onu olmadığı bir insan olarak görüyoruz. Etrafımızdaki herkes oscarlık oyuncu mu, yoksa biz iş kalbimize geldiğinde iki yaşındaki IQ'muza geri dönebilecek kadar gerizekalı mı oluyoruz? 

Bence sorun ne bizde ne de karşımızdakinde.. Biz ne kadar üzülüyorsak, aslında o da üzülüyor olabilir. Biz kafamızda birini canlandırırken, o da kafasında bizi olmadığımız gibi görüyor olabilir. Gerçeklerle dolu hayatında hayallerini kendine saklayamayıp bizimle paylaşıp, bizim kafamızdaki insanı büyütmemize neden olabilir. Bunlar aklımızdaki "o" insana her geçen gün daha fazla bağlanmamıza da neden olabilir tabi... Hayaller daha cazip gelip, gerçeklerle baş başa kalana kadar iki insan uzuuun süre oyalayabilir birbirini. Düşününce belki de son 6 ayda tüm ilişkilerin bitiş nedeni aynıydı. Belki de kimse gözleriyle beğendiği insanın ruhunu tanıdıkça kendininkine yanaştıramadı? 

Durup dururken nerden mi aklıma geldi şimdi bunu yazmak.. 

Çok alakasız bir yerde bunu okudum.. 

‎''Ben'' kattım sana biraz, öyle sevdim seni.
Çünkü sen de bensiz; o kadar güzel
değilsin hani..'
Ceyhun Yılmaz

Ve ne kadar haklı, aslında kimseye hayallerimiz gibi ağır bir yükü taşıtmamak lazım dedim.. 

Hayallerimi taşımak zorunda kalanlar, özür dilerim... Bi de ben artık kimseye kızgın değilim.





Buket 

5 Aralık 2012 Çarşamba

Falafel de yaparım, Kariyer de ;) (Falafel Tarifi)

Hayatımın en garip günlerinden merhaba ;) Bu aralar boş duramıyorum, bir şeyler yapmak, yaratmak, çalışmak, üretmek en önemlisi de paylaşmaya verdim tüm enerjimi. Bu arada enerjisini sömürdüğüm insanlara da ayrıca teşekkür ediyorum, iyi ki varlar ;)) 

Basın açıklamamızdan sonra Puki'nin mutfağımızdaki macelarımıza devam edebiliriz. Bugünün tarifi Falafel ;)

Her şeyde olduğu gibi yemek yapma sevdamda da destek olan arkadaşım bana geçen sene yeni yıl hediyesi olarak Tek Tabakta Dünya Lezzetleri kitabını almıştı. Bir kaç kez hevesli hevesli açtım kitabı ama o kadar egzantirik yemekleri kime yapıyım, nasıl yapıyım bilemediğimden hemencik kapatıvermiştim, itiraf ediyorum. Arkadaşım kitabı alalı bir yıl oldu ve ben hiç yemek yapmadım bu kitaptan. Şimdi benim bu yaptığım ayıp değil de ne?? 



Cumartesi günü kitabı alan arkadaşım bize geldi. Fırsat bu fırsat, açtım kitabımı misafirlerime şöyle güzeell bir ziyafet çekiyim dedim. Tabi kitabın kapağından da anlaşılabileceği gibi içi değil tarifi anlayabileceğim, isimlerini okuyamayacağım yemeklerle dolu. Tam içimdeki şef istifa ediyordu ki, Barselona’da deneyip hayran kaldığım Falafel tarifini buldum. Karar verildi, falafel yapıyım dedim, nohutları ısladım sonra da haşladım, işe koyuldum :) 



Aslında Falafel vejetaryenler için mükemmel bir tarif. Ben ilk kez Barselona’da gördüğümden Katalan asıllı bir yemek zannetmiştim, meğersem Falafel Orta Doğuya aitmiş. Arabistan'da sokaklarda sandiviç içinde satılıyormuş. İspanya’da salata üstünde, ya da lavaş ekmeğinin arasında sandviç gibi yiyebiliyordunuz. Nasıl isterseniz öyle yiyin, mükemmel bir tadı var.  

Falafel yapmaya karar verdiğimize göre önce kitaptaki sonra internetteki tariflere bakabiliriz. Şu kısacık mutfak geçmişimde bildiğim bir şey varsa bir tarifin asla yeterli olmayacağıdır. Kendi zevkinize göre tarifleri birleştirmek eksikleri tamamlamak daha lezzetli yemekler yapmak için önemli. Örneğin Sangria tarifimiz. Ben netteki tariflere baktığımda şaşırmıştım. Bu kadar kolay yapılabilecek bir içkinin içine koymadıkları şey kalmamış. Tat aynı olacağına göre insanların kafasını karıştırmaktansa, malzemelere alternatif getirip, tarifi basitleştirebiliriz.
Farklı tariflerden yararlanmanın bir diğer güzel yanı, her tarifin içinde bir püf noktası olması. Ben genelde hepsinden birazcık alıp, kafama göre tarifimi baştan yaratıyorum. Bu sefer de öyle yapacağım, güvenin bana gayet güzel olacak.. ;)

Falafel için Malzemelerimiz:

- 1 kase haşlanmış nohut (bazı tariflerde sadece geceden suda bırakın yazıyor, ama bence yedikten sonrasını da düşünmek ve bol bol haşlamak lazım ;) Anladınız siz;)) 
- Damak zevkinize göre istediğiniz kadar maydanoz, dereotu, karabiber, kırmızı pul biber, kişniş ve tuz. (Bu köftenin ön büyük özelliği mükemmel baharat kokuları. Çorba kaşığıyla koymayın ama minnacık da serpmeyin.)
- 1 adet soğan, 
- 4 diş sarımsak,
- 1 yumurta,
- 1 kase un,
- 1 adet kabartma tozu. 

* Resimde ayrıca ince bulgur da görüyorsunuz. Kitapta ve türkçe tariflerde bulgur da var. Yabancı sitelerin hiç birinde bulgur yok. Ben de ısladıktan sonra beklemek istemediğimden eklemedim. Eğer eklemek isterseniz bir çay bardağı kadar bulguru bir saatten fazla bekletip, nohutla birlikte rondodan geçirebilirsiniz. Eklemeden devam ediyorum ben tarifime.. Isladığım bulgurlar da şişince camımda bekleyen kumrulara gidiyorlar :) 



Rondom küçük olduğu için haşlanmış nohutların tamamını iki sefer de rondodan geçiriyorum.. Sulandırcak kadar değil, bulgur taneleri gibi olduklarında rondo işlemini bitirebilirsiniz. 


İkinci parti nohutun içine soğan, sarımsak, dereotu, maydanoz, kişniş, tuz, karabiber, pul biber'i ve yumurtayı koyuyoruz. Bu şekilde rondodan bir kez daha geçiriyoruz.


Rondodan geçirdiğimiz tüm karışıma unu ve kabartma tozunu koyuyoruz. Başlıyoruz yoğurmaya.


Hamurumuzu yoğurmayı bitirdikten sonra, elimizi ıslatıp hamurumuzdan parçalar alıp yuvarlıyoruz. Parçalar çok minik olmasın. Normal köfteden birazcık büyük olabilir. Bu tarifte aşağıdaki boyutlardan 12 adet çıktı. Tamam itiraf ediyorum birazcık daha küçük yapabilirmişim :))


Türkçe tariflerin çoğunda okurlar kızartma işleminde köftelerin parçalandığından şikayet etmiş. Yazarların çoğu bunun bulgur yüzünden olabileceğini söylemiş ama yabancı tariflerin birinde dağılmayı önlemenin tek yolunun falafel köftelerinin buz dolabında dondurulması olduğunu söylemiş. Köfteler hazırlandıktan sonra en az 2 saat dondurucuda beklemeleri gerekiyor. Mito'cuğum tarifi verdikten sonra "mutfak tanrıları seni korusun diyen bile var ;) Biz de Türkiye'den teşekkkür eder, ellerinden öperiz Mito'cum :)

(Not: Ben köftelerimi öyle dondurmuşum ki biblo gibi oldular :) )

Falafellerimiz en az iki saat dondurucuda kaldıktan sonra çıkarıp hiç bekletmeden kızartabiliriz. Kızartmak için falafel köftelerinden birazcık üstüne gelecek kadar yağa ihtiyacınız var. Normal köfte gibi az yağda kızartamazsınız, daha çok patates gibi düşünmeniz lazım. Köftelerin yanmaması için yağın içersinde sürekli çevirin. Önceden dondurmuş olmanıza rağmen eğer çatalla çevirmeye çalışırsanız köfteler parçalanabilir. Siz kaşıkla yavaş yavaş döndürün.. Dışı kahverengi olan köftelerinizi alın, peçete üstünde yağlarını bırakması için bir iki dakika bekletin..

Daha önceden de söylediğim gibi bu köfteleri ister lavaş içinde isterseniz salata üstünde servis edebilirsiniz. Bence salata en güzel seçenek. Atom marul, roka, dereotu, salata sosu, olmazsa olmaz mısırımız da konulduktan sonra falafelimiz hazııırr!!



Gördüğünüz gibi hiç dağılmadı. Çok güzel pişti, dışı çıtır çıtır, içi yumuşacık falafellerimizi hazırlar. Çok kolay bir tarif, daha önceden falafeli denemeyenler varsa şiddetle tavsiye ederim.  Hem hafif hem de çok lezzetliler kendileri :)



Bu tarifin bir güzel yanı da ihtiyacınız kadar olan köfteyi kızartıp geri kalanını dondurucuda bırakabilmeniz! İstediğiniz zaman çıkarıp, kızartıp, yiyebilirsiniz.. Kızartma olmasına rağmen yağı çok çekmiyor yani siz yerken yağı hissetmiyorsunuz bile. Ama yine de kızartmayı tercih etmiyorsanız tarifler arasında fırına sürenler de vardı. Tadında bir fark olmayacaktır ama dışı çıtır çıtır olmaz. Yine de denemeye dener ;)

Umarım en kısa zamanda evinizde deneme şansınız olur. Tadını beğeneceğinizden eminim!

Bir diğer yemek tarifinde buluşuncaya kadar esen kalın efendim.. Afiyet, bal, şeker olsun :)

Buket

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...